Çok eski yıllarda televizyonlarda bir reklam filmi vardı. Her izlediğimde, reklamdaki espriye gülerdim. Biz bankanın ismini “x” olarak değiştirelim. İki adam yolda karşılaşırlar. Biri diğerine:
– X bank’a mı gidiyorsun?
– Hayır, X bank’a gidiyorum.
– Haaa.. ben de X bank’a diyorsun zannetmiştim. Reklam böylece uzayıp gider..
Bu reklam filmindeki iki yaşlı adam karakterinin duyma problemi var. Onların yaşları itibarıyla geçerli bir mazeretleri var. Pekâlâ, böyle bir sağlık sorunu olmayan bizlere ne diyelim?! Son derece iyi duymamıza rağmen, acaba dinlediklerimizi ne kadar sağlıklı değerlendiriyoruz?
Ben mesleğim icabı fırsat buldukça gözlem yapıyorum.. öreğin siyasetçileri ele alalım; bir ortamda konuşma yapan hatiplerden bazıları, daha konuşmanın girizgâhında konuşmacıyı “hakaretlerle” durdurmaya çalışan siyasetçiler görüyorum. Bu durumu siyasilerin eğitimlerinde dile getirip onlardan bir cevap aradığımda: “- Hocam muhalefet
değil mi.. ağzından çıkacak sözde ne hayır beklenir?! Onu en başta susturacaksın ki, toplumu etkileyip bizim politikalarımızı halka yanlış aktarmasın.” dedi.
Oysa hoşgörüyle yaklaşamadıklarımıza hiç olmazsa tahammül gösteren bir anlayışa ulaşmadan bir yere varamayız. Elbette tüm siyasileri töhmet altında bırakmak büyük haksızlık olur. Ben kötü örneklerini eleştiriyorum.
Sadece siyasiler mi? Elbette toplumun her alanında, her sektörde, özetle tüm konuşma ortamında bunu gözlemlemek mümkün. Dinlemiyoruz dostlar dinlemiyoruz. Dinliyormuş gibi yapıyoruz. Dinlemek sessiz kalmak değildir ki.
Hatırladınız değil mi? Hani bir sloganımız vardı; “Sevgi tercih, saygı mecburiyettir.” Önyargılarımızı bir kenara koyarak anlamak için dinlemeliyiz. Tüm bilge kişiler böyle davranmış, böylece çevresinde sempati kazanmışlardır.
Oysa içimizden bazıları, böyle yapmanın doğruluğuna (aslında yanlış) inanarak, kehanette bulunuyor ve karşı tarafı dinlemeye pek istekli olmuyor. Ama söz sırası kendisine geldiğinde son derece dikkatlice dinlenmeyi bekliyor. Neden böyle davranıyor? Kim bilir.. davranışların, ona misilleme hakkı doğurduğunu unutuyor. Ne dersiniz.. İnsanoğlu
ektiğinden başkasını biçme hülyasından kurtulabilir mi?
Geçenlerde bir gruba eğitim veriyorum. Eğitim başlayalı 10 dakika oldu olmadı, bir arkadaş: “ Hocam ne anlatacağını biliyorum. Ama bunlar bizim işimize yaramaz. Hayat kitaplarda yazdığı gibi değil.. kusura bakma!!” dedi. Yani bir kehanette bulundu. İsabetli tahmin etmesi ne kadar mümkündür, takdiri size bırakıyorum.
Bazı insanlar, yazıların başlığına bakıp kendisini ilgilendirmediği kehanetinde bulunuyorlar. Gönderdiğimiz grup e mailini sildikten sonra işin aslını bir şekilde anlayınca daha önce okumadan sildikleri yazıları tekrar bizden istiyorladı. Dönüş e maillerinde bir tespitte bulunarak; “ Hocam.. kendi kendime hayıflanıyorum. Ben ne kadar önyargılıymışım!” Aslında itiraf birçok insanın yanlış kanaanlerin, önyargının açık itirafı. Neyseki şimdi yazılarımız e mail üzerinden değil, web sitemizde sizlere ulaştırıyoruz.

Dinlemeden, okumadan bir karara varmak, yargısız infaz değil de nedir? İçimizde bazıları, dinlemeden şıp diye anlıyor, kararını jet hızıyla veriyor. Sonrası mı? Bazen telafisi mümkün olmayan sonuçlar, üzüntüler, gerilimler, kalp kırmalar… Oysa dinlemeden anlamak, anlamadan bilmek mümkün değil. Bunu ne zaman anlayacağız?!
(Devam Edecek)
Not:
Bizimle her daim iletişimde olmak istemez misiniz? Çok basit bir yöntemi var: Öncelikle Telegram programını cep telefonunuza indirmeniz, sonra da aşağıdaki linke tıklayarak grubumuza üye olmanız yeterlidir. Ayrıca arkadaşlarınızı da davet edebilirsiniz.
Masa üstü veya dizüstü bilgisayarı kullananalar ayrıca bu versiyonu da kullanabilirler. Büro çalışanları için bu çok rahat kullanım sağlıyor.
https://t.me/joinchat/J-obtEy8xTvMitbdyaIU4g
Grupta görüşmek üzere.. bekliyorum..
- Makalelerin altına yorum yapmanız bizi sevindirir.




