Umarım iyi bir hafta sonu geçirmişsinizdir. Tabi bu biraz da sizin bakış açınıza bağlı. Hani şu yarım bardak meselesi. Ne tarafından baktığınıza, yani neye odaklandığınıza bağlı. Hani şu bizim “buz pisti” örneğini gibi yani. Hatırladınız mı? Kaldı ki, olaylara bakışınız size karşılaştığınız durumu, kötü veya iyi hissettirdiğini unutmamak lazım. Bediüzzaman hazretlerinin bu konuya yaklaşımı ne hoş; “Güzel bakan, güzel düşünür. Güzel düşünen hayattan lezzet alır.” Bu sözün üzerine size daha ne söyleyelim ki. Eh.. büyük insan olunca, sözler de böyle okkalı oluyor. Bize de bunun üzerine düşünmek, anlamaya çalışıp hayatımıza uygulamak düşüyor.

Bazı durumlarda insanın istemese de iki ayağı bir pabuca girebilir. Bu durumda en pratik yol, “yardım istemek”tir. Önceden yardım istemek, işin bitimine sayılı dakikalar kala yardım istemekten daha kolaydır. Ama birinden ne istediğinizi ve neden istediğinizi tam olarak belirtmelisiniz. Yardım istemek, yetersiz olduğunuzun ve o işi tek başına yapamayacağınızın işareti gibi görünür. Ama hayatın bir gerçeğidir: Birçok iş yardım alınmadan, dayanışmadan, eş güdümlü çaba göstermeden bitmez.. başarılamaz.

 

Eğer mükemmeliyetçi (müşkülpesent, işin iyi yapılmasında sadece kendine itimadı olan) bir kişiliğimiz varsa, yardım istemekten kaçınırız. Çünkü kimse işleri bizim kadar mükemmel yapamaz. Öyle hissederiz. Peki, bize sunulan her hizmet bizim istediğimiz gibi olabilir mi? Tatmin beklentimizi abartmamalıyız. Aksi durumda her daim mutsuz yaşamak kaçınılmaz olur.

Mesela otobüste oturduğunuz koltuk, evinizdeki kadar temiz olabilir mi? Sizin gibi düşünenlerin oranı yaklaşık % 20 – 25 kadardır. Geri kalan kesimin böyle bir tasası yok. O halde standartlarımızı makul bir seviyeye düşürmek ve gerekliyse işlerimiz için yardım isteyin. Ama yardım eden kişinin ufak tefek eksik yaptığı şeylere dudak kıvırmayın. Yoksa bir dahaki sefere yardım almanız zor olabilir.

 

Ya da “Kolerik” (güçlü, zorba, buyurgan) bir karaktere sahipseniz, zaten yardım istemez, emir verirsiniz. Mecburiyet, korku haricinde iş yaptırmanız oldukça zordur. Kalbi kırılan insan bir dahaki sefere yanınızda olmak istemez. Bereket versin, buna benzer karakter yapısı toplumdaki oranı % 10 u geçmiyor. Eğer geçseydi, huzur ortamını bulmak, oldukça zor olurdu. Ayrıntılarına “kişilik analizleri ve davranışlara yansımaları” konusunda değineceğiz. Tabi bu yazı dizisi haricinde. Zamanı verimli kullanmamaya örnek olarak anlatılan o meşhur “yumurtlayacak tavuğun fol arama hikâyesi”ni hepiniz bilirsiniz. Aslında çoğu kere basit bir zaman planlaması yaparak, zamanı iyi kullanabiliriz. Bu planlama, bizim telaşa girmeden işlerimizi daha kolayca yapabilme rahatlığı sağlar.

 

Bir seminerimde anlatmışlardı. Eğitime katılan bir bey: Hocam, çocukluk yıllarımda yakın bir akraba büyüğümüz vardı. Ne zaman otobüsle seyahat edeceğini duysam, bana hafakanlar basardı. Çünkü son anda olan aksilikler için peşinden koşturan maalesef hep ben olurdum. Unutulan valiz için koşturmaca, arabaya geç kalındığı için otobüsçüyü durdurma telaşı v.s. Çok şeker bir insan olmasına rağmen, seyahat edeceğinde ona; … amca her şey tamam mı, unuttuğun bir şey yok değil mi?” gibi teyit edici sorularım ile onu ve beni bir anlamda son dakika stresinden kurtulmaya çabaladığımı hatırlıyorum. Çünkü onu incitmek istemesem de her seferinde bu telaşı yaşamak istemiyordum.”

Oysa yapacağı iş çok basit. Valizlerini akşamdan hazırlayıp bir arada tutmak, hareket saatinden en az 20 dakika önce otobüs terminalde olmak. Hepsi bu. Sizce de öyle değil mi?  Hepimizin yapacakları ile ilgili bir planı olmalı. Aklımıza geldikçe karalama kâğıdına yazıp, sonrada ajandamızda temize geçerken, en acil olanından başlayıp sıralarsak, gün sonunda mutlu bir yorgunluk duyacağınızı, ama gerilim yaşamayacağımızı size garanti edebilirim. Yaşasanız da bunun dozu oldukça az olacaktır.

 

Defter ajanda kullanmayanlar için cep telefonlarının ajandasını tavsiye ediyorum. Şahsen ben, oldukça faydasını görüyorum. Ama her şeyi veya güne sığmayacak şeyi günlük iş planı listelememek lazım. Zira makul sayıda “yapılacaklar listesi” olması önemlidir. Çalışma ortamımızı, mesela masamızı, hanımların mutfak tezgâhını, ustanın takım- tamir tezgâhını düzenli tutması, her şeyin yerli yerinde olmalı büyük bir zaman tasarrufudur.

 

Çalışırken biraz karışsa da mesai bitimi mutlaka düzenlenip, her şey yerli yerine yerleştirilmeliyiz. Bu alışkanlığımız sayesinde, ertesi gün işe motivasyonumuz yüksek olarak başlar, huzur ve mutlulukla bitiririz.

 

(Devam Edecek)

 

Not:

Bizimle her daim iletişimde olmak istemez misiniz? Kolay bir yöntemi var: Öncelikle Telegram programını cep telefonunuza indirmeniz, sonra da aşağıdaki linke tıklayarak grubumuza üye olmanız yeterlidir. Ayrıca arkadaşlarınızı da davet edebilirsiniz.

Masa üstü veya dizüstü bilgisayarı kullananalar ayrıca bu versiyonu da kullanabilirler. Büro çalışanları için bu çok rahat kullanım sağlıyor.

https://t.me/joinchat/Mx8-YEy8xTuLUISTykoMfw

Grupta görüşmek üzere.. bekliyorum..

  • Makalelerin altına yorum yapmanız bizi sevindirir.
Önceki İçerikSTRES YÖNETİMİ – 16
1966 yılında Zonguldak’ta doğdu. İlk, ortaokul ve liseyi burada bitirdikten sonra 1997’de Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İşletme Bölümünden mezun oldu. Tahsil hayatının tamamına yakının süresini, aynı zamanda ticari çalışmalarda bulunarak geçirdi. Birçok firmada personel, ara idareci ve idareci olarak görev aldı. Sivil toplum kuruluşlarında çeşitli kademelerde görev aldı. Ticari hayatını sürdürürken, davranış psikolojisi alanında aldığı formel eğitimler aldı. Kendini tanıma, özgüven - motivasyon ve etkili iletişim becerileri alanında eğitimler vermeye başladı. Bu çalışmaları yanında, uzmanlık sahasıyla ilgili makaleler yazıyor. Bazı firmalara performans ve eğitim danışmanlığı yapmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here