Yıllar önceydi. Gecenin ilerleyen saatlerinde, bir televizyon programını izliyorum. Drama-güncel bir program. Konuklar acılı anne ve baba. Sunucu soruyor: “- Peki kızınızın denizde kaybolduğunu yetkililere, mesela; sahildeki cankurtaranlara, jandarmaya, sahil güvenliğe neden bildirmediniz? “ ağlamaklı bir halde:  “- Bildirdik, bildirmez olur muyuz? Bizden önce, çevredekiler bildirdi zaten. Telaş ve üzüntüden neyi, nasıl yaptığımızı da tam hatırlayamıyorum. İnsan o psikoloji ile ne yaptığını biliyor mu? Takdir edersiniz …. bey, insanın her zaman çocuğu boğulmuyor ki.” diye cevaplıyor yüreği yanık baba.

Anlatılanlara göre, ailenin İstanbul Kilyos sahilinde, güzel bir tatil günü yaşama hayali, tam anlamı ile büyük bir drama ve akabinde de kara mizaha dönüşüyor. Anlatılana göre, olay mahalline gelen jandarma yetkilisi şöööyle denize doğru bakıyor ve “-Yapacak bir şey yok. Çok geç artık. Başınız sağ olsun.” diyor. Anne yalvar yakar oluyor ama nafile. Ekip, arabasına binip gidiyor.

 

Birkaç gün sonra etraftan akıl veriyorlar; sahil güvenliğe başvur. Hiç olmazsa çocuğunun ölüsünü bulurlar diye. Ama başvuru, çok vakit kaybolduğu gerekçesi ile olumsuz sonuçlanıyor. Olay anında haber veren olsaymış, kızlarının canlı kurtulma ihtimali bile varmış. Fakat artık çok geçmiş. Onlar da başka yerlere; Büyük Şehir Belediyesine, Gemi Kurtarmaya vs… başvuruyor, dalgıçlara aratıyorlar. Ama küçük kızın cansız bedenine ulaşamıyorlar. Sonra Ankara Jandarma Genel Komutanlığı’ndan yetkililer devreye giriyorlar. Aramalar yeniden başlatılıyor vs…

 

Bu tür olayları maalesef çok sıkça okuyoruz, dinliyoruz. Sizin canınızı sıktığımın fakındayım. Ama böylesi sonuçları hak ediyor muyuz? Ne yazık ki hak etmesek de durum bu. Özellikle de tek tarafı zarara uğratan, ben merkeziyetçilikten kaynaklanan olaylar etrafımızda sürekli olmaya devam ediyor olması çok can sıkıcı. Hayatımızı çok kötü yönde etkiliyor. Yaşam kalitemizi mahvediyor. Bu arada hemen belirtelim; eleştirimiz kurum ya da kuruluşlar veya böyle bir hatayı yapan kişilerin şahsiyeti değil, hatanın kendisi. Yani bu davranış modeli. Maksadımız üzüm yemek.. bağcıyı dövmek değil. Oysa bizim geçmişimizde, vahşi hayvanların korunması için bile  vakıflar vardı. Nerdeeen nereye!…

 

Şimdi olayı tahlil edelim; şu ya da bu şekilde kızı boğulan bir anne-baba, ilkel yöntemlerle (bilinçsizce) yardım etmeye çalışan çevre halkı, görevini önemli ölçüde ihmal eden jandarma yetkilisi, kurumlar arası koordinasyonunun kopuk oluşu. Sonunda da uzun süre sonra bu hatayı telafi etmek için; bir sürü zaman, iş gücü, para, kamu oyunda prestij kaybı.. Kazanç var mı? Tabi ki var (!) ; acı, elem ve moral bozukluğu. Yine düşünüyorum: Biz bu kadar kalitesiz yaşamayı hak ediyor muyuz?  Kim bilir.. beklide evet, hak ediyoruz. Bu olumsuz organizasyon alışkanlıklarımızı devam ettiğimiz sürece de devam edecek gibi görünüyor.

Sosyal ve kurumsal anlamda gelişmiş ülkelerde, en alt birimlerde olan böyle bir ihmalin karşılığı, duruma göre en tepedeki amirin istifası ile sonuçlanıyor. Şöyle söyleyebilirsiniz; “- bu ihmalde amirin ne kabahati var ki?” O zaman size şunu örnek gösterebilirim; cam kıran çocuğun verdiği maddi zararı neden anne babasından alıyorlar?

 

Şu bir gerçek; ne biz tam olarak hak aramayı biliyoruz, ne de hakkımızı bilerek veya bilmeyerek ihlal eden taraf hatasını telafi için samimice çaba gösteriyor. Gerçi Jandarma’nın üst komuta düzeyi olaydan sonra gereken ilgi ve alakayı aileye göstermiş. Ama bu genel gidişat içinde zerre misali yer tutuyor. Bunun yanında az da olsa kurum ve kişilere rastlamak da sevindirici bir durum. Bu her ne kadar toplumumuzda az olsa da, hiç yok demek haksızlık olur. Kısaca, her kurum ve kişi belli bir kaliteye yükselmeli ki, bizim toplumsal toplam kalitemiz artsın. Yoksa yükselme ile ilgili niyetimiz, hocanın göle maya çalma misalinden öte bir şey olmaz diye düşünüyorum.

 

Sevgili dostlar; derler ki, “ bir zincirin gücü, en zayıf halkası ile ölçülür.”  Diyelim ki toplumda her kurum ve insan görevini bihakkın (yeterince) yerine getirse, ama bazıları getirmese, o zamana kadar yapılanların toplamdaki kıymeti zannedildiği kadar fazla olmaz. Tıpkı zincir misali.. “Tüm başarılar, (küçücük) ayrıntılarda gizlidir.” Keşke görevli jandarma kardeşimiz o anda telsizinden sahil güvenliğe anons yapsaymış. O zaman kamuya gereksiz bir maddi külfet ve prestij kaybı faturası çıkmayacak. Mağdur olan vatandaşımız da kim bilir belki de evladını kaybetmeyecekler. Kaybetmiş olsa bile cenazesini bulamamanın verdiği derin ıstırap yaşamayacaklar.

Bir yerde okumuştum; “amatörlükten profesyonelliğe geçişte her şey farklılaşır, farklılaşmalı. Ama bir şey hariç, o hiç değişmemeli. İlk günkü gibi olmalı; he-ye-can..” O zaman görün siz performansı, başarıyı.. Tabi ki ilgiye, bilgiye ve sevgiye dayalı olarak. Çevremize şöyle bir bakalım. Buna benzer olumsuz davranışlarla ne kadar çok karşılaşıyoruz, öyle değil mi? “ Sen – ben ” anlayışı, aynı zamanda “kazan / kaybet” anlayışıdır. Ama “ biz ” anlayışı böyle değildir. Olsa olsa “kazan /kazan” anlayışıdır. Yani benim (her yönü ile) kazançlı çıkacağım, ama karşımdakinin de kazançlı olacağı davranışı sergilemek.

 

Ne güzel söylemişler; “ Sen – ben yok; biz varız. Sen – ben varsa, biz yokuz. ” Kabul: bazı durumlarda “ kazan / kazan ” için, “ kaybet / kazan ”ı da yaşamak lazım. Buna da fedakârlık, özveri derler. Bu olayda vatandaşa yardımda bulunmaya çalışanlar gibi. Onların direk çıkarı olmamasına rağmen, empatik anlayışla olaya yaklaşmışlar. Geç de olsa Ankara’daki komutanların olaya müdahalesi gibi. Bazı tecrübeler, hayat sürecinde yaşadığımız acı olaylarla oluşuyor, ne dersiniz?

 

Dostlarım; gelin “ biz ” anlayışına dayalı, iki tarafın da kazançlı çıktığı davranış şeklini yaşam felsefesine dönüştürelim. “ Hayat, (her yönü ile) paylaşarak gerçek güzelliğe erişir. ” Hepimiz, kalite zincirinin bir parçası olduğumuzu asla unutmayalım. İşte o zaman önümüze çıkan zorlukları çok daha rahat aşar, erdemli bir toplum olma yolunda daha emin adımlarla ilerleriz.

 

Not:

Bizimle her daim iletişimde olmak istemez misiniz? Kolay bir yöntemi var: Öncelikle Telegram programını cep telefonunuza indirmeniz, sonra da aşağıdaki linke tıklayarak grubumuza üye olmanız yeterlidir. Ayrıca arkadaşlarınızı da davet edebilirsiniz.

Masa üstü veya dizüstü bilgisayarı kullananalar ayrıca bu versiyonu da kullanabilirler. Büro çalışanları için bu çok rahat kullanım sağlıyor.

https://t.me/joinchat/Mx8-YEy8xTuLUISTykoMfw

Grupta görüşmek üzere.. bekliyorum..

  • Makalelerin altına yorum yapmanız bizi sevindirir.

 

 

Önceki İçerikGELİŞMEK YA DA ÇÜRÜMEK (3)
Sonraki İçerikİBRİKÇİLER
1966 yılında Zonguldak’ta doğdu. İlk, ortaokul ve liseyi burada bitirdikten sonra 1997’de Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İşletme Bölümünden mezun oldu. Tahsil hayatının tamamına yakının süresini, aynı zamanda ticari çalışmalarda bulunarak geçirdi. Birçok firmada personel, ara idareci ve idareci olarak görev aldı. Sivil toplum kuruluşlarında çeşitli kademelerde görev aldı. Ticari hayatını sürdürürken, davranış psikolojisi alanında aldığı formel eğitimler aldı. Kendini tanıma, özgüven - motivasyon ve etkili iletişim becerileri alanında eğitimler vermeye başladı. Bu çalışmaları yanında, uzmanlık sahasıyla ilgili makaleler yazıyor. Bazı firmalara performans ve eğitim danışmanlığı yapmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here