Merhaba sevgili dostlarım!
Hepinizi hasret duygularıyla selamlıyorum. Yazılarıma uzun bir süre ara vermek zorunda
Doğrusu bu durum, herkeste olduğu gibi beni de çok memnun ediyor. Hatta ne yalan söyleyeyim, birazda şımartıyor. İltifat hoş bir duygu, ama girdabına kapılmamak gerek. Maazallah adamı kibir sarayına taşır ki, sonrası malum; diğer insanların “vebalı” birinden kaçar gibi uzaklaştığı, yalnız bir âdem olup çıkıyor insan. Böylesi duruma kim düşmek ister?
Sözün özü, bu ayrılık sizi özlememe yetti de arttı. Bu vuslattan dolayı çok sevinçliyim. Yine eskiden olduğu gibi haftalık hasbıhâl etmeye devam edeceğiz. Tabi her zaman olduğu gibi eleştiri maillerinizi beklediğimi sakın unutmayın. Bu benim için çok önemli. Her zaman söylerim; ölçülmeyen, muhasebesi olmayan hiçbir işin gelişiminden, kalıcı faydalarından söz etmek mümkün değildir. Otoyollarda bulunan mesafe tabelaları işte bunun için var. Onlar, adeta şoförün ne yaptığını ve ne yapması gerektiğini gösteren ölçüm araçlarıdır. Bu sebeple bool bol maillerinizi bekliyorum.
………………..
Ev hali.. ne kadar hazırlandım deseniz bile bir de bakmışınız ki, bazı şeyleri unutmuşsunuz. Bizimde öyle oldu. Son andaki bir aksilik sebebi ile otobüs servisinin kalkış saatine güç bela yetiştik. Aslında yetiştiğimizi zannettik desek daha doğru olur. Çünkü araç hareket etmişti. Hemde gözümüzün önünde. Onu durdurma çabamız, firma görevlisi tarafından çok profesyonel bir gerekçe ile durduruldu; “Beyefendi; araçlarımız tam zamanında kalkar. Zamanında gelmelisiniz…” Ehh haklılar. Adamlar profesyonel. Taksi tutup arabamıza yetiştik.
Tatil dönüşü, şu bizim profesyonel (!) firmadan biletlerimizi aldık. Bir sürü problemler yaşayarak nihayet İstanbul’la vardık. Şükür.. çilemiz bitti derken, yanılmışım.. bitmemiş. Sıkı durun; o profesyonel firma, şehir içi servisini 1 saat 35 dakika sonra ancak getirebildi. Çoluk çocuk perişan ve yorgunluktan bitap bir şekilde bekleştik.
Tabi sadece biz değil, minik bir ordu ile beraberce bekledik. Sebebini sorguladığımızda da “Efendim, biz çok yoğun çalışıyoruz. Bazen ufak tefek (!) böyle aksilikler olabilir!” açıklamasını alıyoruz. Maille ulaştığım firmadan 2 aydan beri cevap bekliyorum. Bu arada bahsi geçen firma, ülkenin en ileri gelenlerinden biri olduğunu da hatırlatalım.
Neden bunu anlattım? Hepinizin bundan daha beter durumlarla karşılaştığınızı biliyorum. “Bunlar bilindik şeyler!” demeniz için değil tabi ki. Kirli akan suyun kanalı ile değil, öncelikle kaynağıyla ilgilenirler. Biz bu ve buna benzer karşılaştığımız problemlerimizi herkesle paylaşırız da, ilgili kurumla temasa geçmeyiz. Sebebi sorulduğunda: “Neden? Arayıp ta asabımı iyice bozmak için mi!? Boşveeer bir daha o firma ile gidenin…” savunma içgüdüsü ile kendimizi aslanlar gibi savunuruz.
Oysa bu konuya ışık tutan bir atasözümüz var. Bu tür mevzuların bahsi geçince, bu deyişi misal göstermek çok hoşuma gidiyor. Kişiye hataları söylenmezse, tüm yaptıklarını maharet zannedermiş. Çevremde birçok insan tanıyorum. Mağdur oldukları kuruluşlardan, maddi ve manevi haklarını bilinçli bir şekilde takip ederek geri alıyorlar. Tabi ki bunun bazı yöntemleri var. Bunları ilerleyen tarihlerde konuşacağız.
………………………………………………….
Geçenlerde siyasilere verdiğim eğitimlerden birinde siyasetçi aday beyin anlattığı hikâyeyi, kendi ağzından dinleyelim; “Hocam bilirsiniz, köylük yerde arazi sınır ihlalleri ve dolayısıyla münakaşaları çokça olur. Uzak bir komşumuzun babası, yıllarca tüm sınırdaşı olduğu komşularının arazilerini yavaş yavaş kendi tarafına katarak, hatırı sayılır bir toprak kazanmıştı. Son nefesini verirken varislerine, tüm bu gasp ettiğim arazileri sahiplerine geri verin dediyse de, mirasçıları buna pek yanaşmadılar. Taki, içlerinden biri babasını rüyasında görene kadar. Aracı olan köyün ileri gelenleriyle birlikte bu meseleyi çözene kadar epeyce uğraştılar. Sonunda işin aslı, yani bu sınır ihlalinin altından ne çıktı biliyor musunuz; geçmişte değirmende yaşadığı sıra anlaşmazlığı. Rahmetlik bu ihtilaf sebebi ile husumet beslediği komşusundan intikamını, onunla sınırdaş olduğu arazide sinsice ve habire ilerleyerek almış. Sonrasında da bu huy haline gelmiş. Bu dünyadan göçünce, iş mirasçılarına kaldı. Uzun pazarlıklardan sonra, şükür ki iş tatlıya bağlandı.” Her nedense, genellikle bu kavgalardan sonra işin akışı doğal mecrasına döner. Döner dönmesine de, bakiyesi taraflara kalp kırgınlıkları olarak kalır. Bir şarkı vardır, benimkisi bıçak yarası değil, gönül yarası..
Her yangın, bir kıvılcımla başlar. O halde kıvılcımı önemsemek gerek.. ne dersiniz?
Not:
Bizimle her daim iletişimde olmak istemez misiniz? Kolay bir yöntemi var: Öncelikle Telegram programını cep telefonunuza indirmeniz, sonra da aşağıdaki linke tıklayarak grubumuza üye olmanız yeterlidir. Ayrıca arkadaşlarınızı da davet edebilirsiniz.
Masa üstü veya dizüstü bilgisayarı kullananalar ayrıca bu versiyonu da kullanabilirler. Büro çalışanları için bu çok rahat kullanım sağlıyor.
https://t.me/joinchat/Mx8-YEy8xTuLUISTykoMfw
Grupta görüşmek üzere.. bekliyorum..
- Makalelerin altına yorum yapmanız bizi sevindirir.