“Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı
Yağ ile bal ede bir söz…”
Yunus Emre
Merhaba sevgili arkadaşlar!
Sizlerden gelen “eleştiri” mailleri (an itibarıyla 234. 798 kişilik e mail havuzumuz var) beni çok mutlu ediyor. Çünkü bu, hür düşüncenizi ortaya koymanız açısından son derece önemli bir kazanımdır. Bazı okurların ortalama şöyle eleştirileri geliyor: “ Hocam bırak artık siyasetçileri.. Biraz da bize gel. Bizim problemlerimizi ele al. Onların iflah olacağı yok!! ” Fakat bu serzenişlerin son bulacağını umuyorum. Çünkü bu seride, birkaç makaleyi dinleme üzerine yazdım. Ve dedim ki, okumak da dinlemek gibidir. Tecrübeyle sabit: Birçok arkadaş, okumadan böyle bir yargıya varıyor. Sadece başlığa bakarak sizde böyle kanaat oluşmasına üzülürüm.
Bana günlük yaklaşık 1000 ve üzeri spam mail gelir. Elbette hepsini sonuna kadar okuyamam. Fakat tamamına göz gezdirir, incelerim. Lazım olanı almak için çaba gösteririm. Böylelikle aklınıza gelebilecek her şeyden haberim olur. Size de bunu tavsiye ederim. Artık.. takdirinize..
Birkaç gün önceki seminerimde yazılarımızı takip eden bir katılımcı: “- Hocam bir şey çok dikkatimi çekiyor. Konuşmamıza rağmen, neden “uzlaşma noktasında” bu kadar zayıfız? ” dedi. Beyefendiye radyo ve telsiz mukayesesini örnek olarak verdim. Radyolardakiler, sadece konuşur. Anlaşılıp anlaşılmadıklarını bilemezler. Ama telsiz kullananlar için durum farklıdır. Konuşur ve dinlerler. Hatta telsiz görüşmelerinde rutin bir ifade vardır: “Anlaşıldı” veya “anlaşılmadı” “tamam”. Neden böyle olduğunu düşündünüz mü? Bilirsiniz de, ben yine de açıklayayım: Eğer söylenenler anlaşılmamışsa, diğer taraftan ek açıklama almak için bunu yaparlar.
Kimi insanlarda (radyo misali) sadece verici bandı çalışıyor. Alıcı bandı gereksiz görüldüğünden midir nedir, hep arızada. Dolayısıyla onlar radyo gibidirler. Sadece konuşurlar. Sorsanız, görevlerini yapmışlardır. Bu sadece siyasetçilerde görülen hastalık mıdır? Elbette hayır.
Evdeki anne baba da, marketteki kasiyerde, hastanedeki doktorda, kurumlarda “danışma” ya bakan görevlilerde şöyle bir sözsüz ifade var: Bana danışma! Sorma geç kardeşim!.. zaten ne diye buraya beni koyarlar ki. Sekreterlerde, idarecilerimizin büyük bir kesiminde bu can sıkıcı durumu sıklıkla gözlemliyorum. Aslında toplumun birçok kesiminde görülen bir hastalıktır bu. Hekimler bilir, kişi kendi hastalığını kabul etmezse, ona hangi tedavi metodu şifa verebilir ki?!
O halde “Ağzı olan konuşuyor! ” sloganı pek bir işe yaramıyor diyebiliriz. Bunu “Ağzı olan ses çıkarıyor!” şeklinde değiştirmek lazım diye düşünüyorum. Düzgün, anlaşılır ve sıkıcı olmadan konuşmak hepimize lazım olan bir meziyettir. Sıklıkla konuşanın istisnai şahsiyetleri hatipler, özetlersek mesleği konuşma üzerine olan insanlardır. Bu durum onların mesleki zorunluluğudur.
Şöyle çevrenize dikkatlice bir bakın.. ne kadar benzer örnekle karşılaştığınıza siz bile şaşıracaksınız. Konuşmakla bir şeyler söylemek aynı değildir. Eskilerin “Laf olsun torba dolsun” sözü, bunun için söylenmiş olsa gerektir. Hâlbuki konuşmalarımızda mutlaka anlamlı bir mesaj taşımalıyız. Bu, espri yaptığımızda da değişmez bir kural olmalıdır. Çünkü insan denen varlık, fikriyle değerlidir. Hiçbir meziyeti bunun önüne geçemez, geçmemelidir.
(Devam Edecek)
Not:
Bizimle her daim iletişimde olmak istemez misiniz? Çok basit bir yöntemi var: Öncelikle Telegram programını cep telefonunuza indirmeniz, sonra da aşağıdaki linke tıklayarak grubumuza üye olmanız yeterlidir. Ayrıca arkadaşlarınızı da davet edebilirsiniz.
Masa üstü veya dizüstü bilgisayarı kullananalar ayrıca bu versiyonu da kullanabilirler. Büro çalışanları için bu çok rahat kullanım sağlıyor.
https://t.me/joinchat/Mx8-YEy8xTuLUISTykoMfw
Grupta görüşmek üzere.. bekliyorum..