Direnme safhasından sonra, keşfetme aşamasına girilir. Mevcut yeni durumu enine boyuna ölçüp biçerek değerlendirmeler yapmaya başlanır. Tabi bu durum, tepki vermenin halinin sona erdiği noktadır. “Acaba bana faydalı ne yönleri var?” anlayışının izlerini taşır.
İnkâr ve direnç bunalımından sıyrılmadır. Ve potansiyel olarak, başımıza gelen değişimin olumlu yönlerine odaklanmaktır. Bu tedirginlik duyduğumuz noktalara takılmadan daha sağlıklı düşünce ile son durumu değerlendirmemiz için iyi bir yöntemdir.
Son olarak da, kabul aşamasını yaşanır. Bu dönemde, değişimin olumlu ve olumsuz yönlerini görmüş ve hayatımızla bütünleştirdiğimiz evreyi yaşarız. Yani değişim depreminin sarsıntısı bizi artık etkilemez. Daha doğrusu deprem diye bir şey kalmamıştır. Her halükarda insan olarak hepimiz, bu saydığımız evrelerin birinde takılmak gibi bir hakkımız olduğunu unutmamak gerek.
Ama buna takılıp kalmanın da bize bir yarar sağlamayacağını da unutmamamız lazım. Çevrenizde bir sürü insan tanırsınız; “ben bu hallere düşecek adamıyım?!” diyen ve kendini paralayan. İş yerlerindeki değişime, bayanların daha kolay adapte olduğunu söylemek mümkün. Bu konuda biz erkekler uyum zorluğunun onlara göre daha fazla olduğunu gözlemliyorum.
Bir arkadaşımı ziyarete gittiğimde, bir yıllık değişimlere hala adapte olamayıp, yakındığını görmüş ve ona şöyle bir soru sormuştum; “bu şikâyet edişlerinin şu ana kadar sana nasıl katkı sağladığını düşünüyorsun?” İşte o anda sorum arkadaşımda kafasına balyoz yemişçesine etkisi yapmış ve bir anlık bocalamadan sonra kendini haklı olduğunu göstermek için bana karşı şiddetli savunma çabalarını hayret ve birazda muzip bir şekilde dinlemiştim. Çünkü olayı dışardan gözlemleyen biri olarak birçok gerekçelerinin çocukça olduğunu, birçok yönden tamamen duygusal sebep temelleri üzerine kurguladığını fark etmiştim. Bilirsiniz; çocuklarda eylemlerini çoğunlukla duygusal boyutları gerekçe göstererek yaparlar.
Biz büyükler de bunları tebessümle karşılarız ve çocukluklarına veririz. Bu durum yetişkinlerde görüldüğünde bazen hiç de şık durmuyor.. ne dersiniz? İşte arkadaşımın yaşadığı hadisede bana sunduğu mazeretler (bir kısmı haklı bile olsa) duygusal yaklaşımla ortaya konulan mazeret sözleriydi. Onların arkasında duruyor ve asla onlarla yüzleşmek istemiyordu. İkinci olarak sorumu yöneltmiştim; “ İşini değiştirmeyi düşünmedin mi? ” Verdiği cevap ilginçti: hayır. Klasik bir söz vardır. Ya sevdiğin işi yap, ya da işini sev.
Bu sözün etrafına toplanıp tekrar düşünmemiz gerek ne dersiniz? Sonunda da sizinle söyleştiğimiz adımları atmaya karar verdik. O şimdi şirketinde hızlı bir kariyer yükselişinde. Bilirsiniz; kuma saplanan arabanın tekerleri döner, motor benzin tüketir, lastikleri aşırı patinajdan yanar. Ama araç santim ilerleyemez. İşte mazeretlerimiz de sonuç olarak bizim için bundan farklı değildir. Bizi mahveder, fakat mevcut durumumuza bir katkısı olmaz. Yani “mazeret, iş üretmez!” . “Olsaydı, yapsaydı ve keşke bir araya gelmiş, (sonuç olarak) hiç çıkmış”
(devam edecek)
Not:
Bizimle her daim iletişimde olmak istemez misiniz? Kolay bir yöntemi var: Öncelikle Telegram programını cep telefonunuza indirmeniz, sonra da aşağıdaki linke tıklayarak grubumuza üye olmanız yeterlidir. Ayrıca arkadaşlarınızı da davet edebilirsiniz.
Masa üstü veya dizüstü bilgisayarı kullananalar ayrıca bu versiyonu da kullanabilirler. Büro çalışanları için bu çok rahat kullanım sağlıyor.
https://t.me/joinchat/Mx8-YEy8xTuLUISTykoMfw
Grupta görüşmek üzere.. bekliyorum..
- Köşe yazımın altına yorum yapmanız bizi sevindirir.